Pınar Öğünç / https://www.pinarogunc.com/yazi/roportajlar/iki-ogul-iki-aci/

İki oğul, iki acı

Savaşın fenalığını anlatmaya yarattığı yıkımdan başlıyoruz. Haliyle böyle. Savaşın “taraflarının” acısı sanki bir tartının iki kefesine konuyor. Savaşı konuşmaya önce akıldışılığından başlamak gerekiyor belki; savaşmamayı böyle, akılla seçmek gerekiyor. Yoksa Recep ile Rıdvan’ı ne yapacağız?

Erzurum merkeze 200 km uzaklıktaki Karaçoban ilçesinde, Kırımkaya mahallesindeyiz. Tek katlı taziye evinin bir köşesinde iki gencin fotoğrafları duruyor: Recep ile Rıdvan. Baktığınızda onlar bu savaşın iki “tarafı”. Biri asker, biri PKK’li. İkisi de hayatta değil artık. İkisi de bir tarafın “şehidi”. İçeride, kimi dolu yan yana yüzlerce sandalye. Sandalyeler o kadar çok ki sanki yan yana kapıdan çıkıp Kırımkaya’dan Hınıs’ın dere kenarlarına, Pasinler Ovası’na uzanıyorlar; kış için balyanlanmış saman yığınları, tezek konileri arasından uzanıp Sivas’a, Ankara’ya, Mersin’e, Samsun’a uzanıyorlar. Türkiye’nin taziye evi burası. İki baba yan yanalar, taziyeleri birlikte kabul ediyorlar.

22 yaşındaki Recep Beycur, 19 Ağustos’ta PKK’nin düzenlediği bombalı saldırıda ölen yedi erden biriydi. 23 yaşındaki PKK’li Rıdvan İpek, 4 Eylül’de Tunceli’de bir karakola yaptıkları iki kişilik saldırı sırasında, çatışmada öldü. Bir polis memuru da hayatını kaybetti.

Recep ve Rıdvan teyze çocuklarıydı, ötesi can dostuydular. Peki ne oldu da, şimdi Kırımkaya Mezarlığı’nda 20 metre arayla yatıyorlar? İşte bunu anlamak zorundayız.

[Haber görseli]“Ben hayatı çok seviyorum”

Köyde sevilen gençler ikisi de. Ailelerin çoğu büyük kentlere göç vermiş; önce Rıdvan, sekiz yıl evvel akrabalarının yanına İstanbul’a geliyor. Bir süre sonra da birlikte oyanayarak büyüdüğü, okulda aynı sırada okuduğu Recep… Aynı evde kalıyorlar, kıyafetleri ortak neredeyse. Rıdvan’ın PKK’ye katılacağı 2012’nin Ekim ayına kadar Esenyurt’ta hep aynı tekstil atölyelerinde çalışıyorlar.

Kot zımparalıyorlar. Onlarla çalışan 19 yaşındaki Ümit İpek, Rıdvan’ın amca oğlu, Recep’in dayısı. Birlikte olduklarından iş çok koymuyor onlara, İstanbul’u birlikte gezdiklerini anlatıyor. Askerde her gece telefonda konuştuğu Recep Abisinin “Naber yeğeeeen” diye seslenişini özlüyor.

Rıdvan da, Recep de arabesk rap seviyor. HayalCash, Arsız Bela; kendilerinikine benzer dünyalardan çıkmış rapçileri seviyorlar. Acılı, öfkeli, damardan. Hatta Rıdvan rap söylüyor da. Recep’in telefonunda her zaman Rıdvan’ın kayıtları var. Sonra birini ben de dinleyeceğim; hayata, kadere isyan şarkıları yapmış Rıdvan.

Acaba PKK’ye katılmak istediğini ilk ne zaman söyledi Recep’e? Söyledi mi Rıdvan’ın annesi Adul İpek, boynunda Rıdvan’ın poşusu, Recep’in Rıdvan’ın arkasından günlerce ağladığını ama sonra onu teselli ettiğini söylüyor.

“Yaşadıklarından sonra Rıdvan bunu istedi” diye yatıştırmış annesini. İç mimarlık okuyan akrabası, akranı Barış İpek’e 2012’de dağa çıkmadan son telefon mesajı: “Ben hayatı çok seviyorum”. Peki ne yaşamış Rıdvan?

Kürtçe yüzünden işkence

Üzerinde tesiri büyük iki hadise var. “Daha 15’inde yok idi” diyor annesi, Rıdvan elindeki bir dergi yüzünden İstanbul’da trende gözaltına alınıyor. Gerçek bir gözaltı da değil, üç gün işkence gördüğünü anlatıyor babası Ramis İpek.

Bir de telefonda Kürtçe konuşurken karakola götürülmüşlüğü var. Bozuk para dolu poşetle yüzüne yüzüne vurulduğunu anlatıyor annesi öfkeden sesi titreyerek. “Hadi ben Türkçe biliyorum, bilmeyen akrabalarıyla tabii Kürtçe konuşacak bu çocuk. Anadili bu, hakkı.” diye haykırıyor. 2012’de dağa çıkmasının ardından başlayan çözüm sürecine yaşı daha fazla olanlar temkinle yaklaşıyor ama gençler “Süreç başladı, belki Rıdvan da döner” diye umduklarını anlatıyor. Baba Ramis İpek, o süre zarfında bir kez görmüş oğlunu; “O zaman gerilla geri çekilmeyi düşünüyordu. O da Dersim’den Kandil’e gideceklerdendi, kalekollar yapılınca, protestolarda insanlar ölünce durdu” diyor.

[Haber görseli]

“Askere isteyerek gitti”

Erzurum’un Muş’a yakın Kürt köylerinden Kırımkaya’nın 90’lı yılları, komşularının güvenlik güçleri tarafından güpegündüz öldürülüp ertesi gün “Bir PKK’lı ölü ele geçirildi” haberleriyle geçmiş. Şöyle söyleyelim, asker şehidin babası Selahattin Beycur’un tabanlarının altı hâlâ sızlıyorsa, 90’larda köy okulunun önünde saatlerce kazma sapıyla asker tarafından dövülmesi yüzünden.

Gözleri dolarak yedi ay önce oğlunu davul zurnayla nasıl askere uğurladığını anlatıyor şimdi Selahattin Beycur. Eliyle Siirt, Şirvan’daki birliğine teslim etmiş. “Severek, isteyerek gitti” diyor. Zaten İstanbul’da bir sevdiği varmış, arkadaşları takı parası biriktirdiğini, askerden sonra evlenmek istediğini söylüyor Recep’in.

Recep’in öldüğünü biliyor muydu?

Kafama takılan bir şey var, Rıdvan, Recep’in askerde bir PKK saldırısı sonucu öldüğünü biliyor muydu? İkisinin ölümü arasında iki hafta var. Bir sessizlik oluyor. Bir akraba “Duyduğunu biliyoruz” diyor usulca. Rıdvan’ın ölümünden sonra HPG’nin yaptığı açıklamada bu iki kişilik karakol baskınının “saha komutanlığı bilgisi ve onayı dışında fedai bir eylem” olduğu yazıyordu. Aynı akraba “Varto’daki kadın gerillanın fotoğrafının yayınlanması bir, Recep’in ölümü iki. Bunlar çok etkilemiş Rıdvan’ı” diyor. Peki bu ne demek? İçimizdeki kuşkuyu doğrulayacak olanlar şu an ölü. Hiçbir şeyden emin olamayız; susuyoruz. Bütün bunlar ne demek?

Belki taziye evinde böyle şey denmez ama tutamıyorum. Her iki babaya, Rıdvan’la Recep’in birbirlerini öldürebilecekleri düşüncesi aklınıza gelmedi mi, bunu düşündükçe delirmiyor musunuz, diye soruyorum. “Öyle..” diyor Ramis İpek, “savaş iki kardeşi iki cepheye koyuyor böyle…” Rıdvan’la Recep olmasa da, başka “kardeşler”, başka Rıdvanlarla Recepler birbirini öldürüyor zaten.

İçeri her girenle birlikte Fatihalar okunuyor. Oradan çıkıp annelerin taziye çadırına yürüyoruz sessizce. Gün batmadan Kırımkaya Mezarlığı’na gideceğiz bir de…

*

2

Yetsin artık, n’olur yaz

[Haber görseli]

İki kadın oturuyor yan yana. İki-üç hafta arayla aynı yaşlarda çocuklarını Kırımkaya Mezarlığı’na yirmi metre arayla gömen kadınlar… Erzurum’un merkezine 200 km uzaklıktaki Karaçoban, Kırımkaya’dayız. 22 yaşındaki Recep Beycur, 19 Ağustos’ta PKK’nin Siirt’te düzenlediği bombalı saldırıda ölen sekiz erden biriydi. Ondan bir yaş büyük PKK’li Rıdvan İpek, 4 Eylül’de Tunceli’de bir karakol saldırısı sırasında çatışmada öldü. Recep ile Rıdvan teyze çocukları olmanın ötesinde, İstanbul’da altı-yedi yıl aynı atölyelerde kot zımparalama işinde çalışan, aynı evde kalıp hayatta her şeylerini paylaşan iki dosttu. Rıdvan, Ekim 2012’de PKK’ye katılma kararı almıştı. Recep, PKK saldırısında öldüğünde yedi aylık askerdi.

“Bugün olsa askere yollamazdım”

Erkeklerin toplandığı taziye evinden çıkıp kadınların taziye çadırına yürüyoruz. Annesi Adul İpek, Rıdvan yerine Rezan demeyi tercih ediyor. Rezan, Rıdvan’ın örgüte katıldıktan sonra kullandığı isim; “yol gösterici” demekmiş.

Asker Recep’in annesi Seyran Beycur’un söylediklerini, aynı zamanda akrabası da olan Rıdvan’ın annesi çeviriyor Türkçe’ye. Bilmiyorum Adul Hanım kaç kez aynı cümleyi kurdu, kaç tembihte bulundu. “Yaz, duyur dediklerimi” diyordu. “Polis anneleri, asker anneleri duysun beni. Bak biz yan yanayız. Onlar da ses etsin artık. Çocuklarımız boşa ölmesin. Bu çocuklar vesile olsun, bir araya gelelim, Meclis’e gidelim. Yetsin artık, n’olur yaz.”

Seyran Beycur, “Hani Erdoğan analar ağlamayacak diyordu. Ben oğlumu askere yolladım, savaşa değil” diye yanıyor. Düzenlenen resmi şehit cenazesini hatırlamıyor bile acısından. O zaman daha Rıdvan hayatta; Adul İpek de o törende. 4 Eylül’de onun oğlu da çatışmada ölecek. Cenazesi Malatya’da morgda bir hafta bekletilip aynı mezarlığa gömülecek.

“Şimdi 400 vekil istiyor. Ben nereden bulayım ona vekil. Vekil için savaş çıkardı Erdoğan. Bizi taş mı doğurdu, kuş mu? Hepimizi insan doğurdu. Bunu anlasınlar. Yeter, herkes görsün bu savaşın neden çıktığını…” Cümlelerini birbiri ardına diziyor, sayıklar gibi, ağıt yakar gibi konuşuyor Adul İpek. Recep’in annesi Seyran Hanım “Bugün olsa oğlumu askere yollamazdım. O istese bile salmazdım” diyor. Şu an için tam rakam veriyorlar: “Köyün gençlerinden 50’si asker, 12’si gerilla”.

Erdoğan’a büyük öfke

[Haber görseli]

Karaçoban, 7 Haziran’da HDP’nin yüzde 90’lara yaklaştığı bir ilçe. AKP yüzde 7’yi bulmamış. Fakat AKP oyları buraya yüzde 37’lerden (2014 Yerel Seçim), yüzde 30’lardan (2011 Genel Seçim) düşmüş durumda. Çatışmasızlık sürecinin sona erişi büyük bir Erdoğan öfkesi doğurmuş. Seçim öncesi Erdoğan’ın elinde Kuran’la mitinglere çıkması ise -daha evvel yaygınlığına kani olduğumuz bir fikirdi- halkta “dini öğretme” şeklinde algılanmış. Öyle ki PKK’li Rıdvan, köydeyken ezan okumuşluğu olan, hatim indirmiş, İstanbul’da gördüğü polis işkencesini paylaştığı Türk imamla arası iyi bir genç. Bu aileler için Kuran’ı böyle kullanmak hakaret demek.

Hele Rıdvan’la Recep’i böyle kaybettikten sonra bugün Kırımkaya’da 80 yaşındaki amcadan 8 yaşındaki çocuğa, kimse Erdoğansız, “saraysız” cümle kurmuyor. Gidişat hakkında herkes farklı düşünüyorsa da, ilk kez bu kadar ilerlemişken çözüm sürecinin bitmesi, belki AKP’nin de öngöremeyeceği sertlikte bir tepki oluşturmuş. Zaten Kürt oylarının AKP’den HDP’ye kaymasıyla, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın dediği gibi “barışın filmini” görecek hale gelmedik mi?

“Barış sürecinin oyuncak olduğunu bilmiyorduk. Kimse silah sevdalısı değil. Dağda aç susuz, kim silahın gölgesinde yaşamak ister. 30 senede bu işi zorla zulümle çözmeye kimsenin gücü yetmedi. Bunu görmüyorlar mı?” diye soruyor baba Ramis İpek. Komşuları Feyzullah Derdiyok araya giriyor: “Kürdüm diyenin evine, dükkânına saldırıyorlar şimdi. Türk halkına darılıyoruz. Savaşın nedeninin halklar değil, devletin politikaları olduğunu artık görsünler”.

Ölüm acısı üzerine bir de dava

Aileler bir de davalarla uğraşıyor şu an. Anlatıyorlar… Recep’in PKK saldırısında öldüğünün haberini vermeye gelen İlçe Jandarma Bölük Komutanı evde sadece annesini bulunca gözleri yaşlı dönmüş, diyememiş. Baba Selahattin Beycur o sırada başka bir taziyede tesadüf. Sonra köyden komşuları veriyor acı haberi. Feryat figan arasında Rıdvan’ın amcası, Recep’in dayısının oğlu Kazım İpek, içinde Erdoğan, saray geçen cümleler kuruyor. “Çocuğumuzu tek parça askere yollamışız, 40 parça gelmiş. Tepki hakkımız” diyor Rıdvan’ın babası Ramis İpek. O sırada orada bulunan askerlerin ifadeleriyle Erdoğan’a hakaretten dava açıldı, tutuklandı, şu an Hınıs Cezaevi’nde Kazım İpek. Dertlerinden onunla ilgilenmeye vakit bulamamışlar.

Bir de Recep’in diğer kuzeni Ömer Bulur var. Recep için düzenlenen resmi törende “Kardeşi kardeşe kırdırıyor. Genç kardeşimi gönderdim, cesedini alıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı bunu bilsin. Ben bunu bu yaşa getirene kadar ne çektim biliyor mu? Allah’tan hiç mi korkmuyor?” diye bağırdığından, ‘devlet büyüklerine hakaret’, ‘suç ve suçluyu övme’, ‘askerlikten soğutma’ ve ‘tehdit’ gerekçeleriyle Terörle Mücadele Şubesi’ne ifadeye çağrıldı. Bunları dediğinde daha Rıdvan da ölmemişti. Hükümet medyası gerçek akraba olmadığı, provokasyon yaptığı iddiasıyla Bulur’u hedef gösterdi. O tutuklanmadı ama aldığı tehditler yüzünden Erzurum merkeze inemiyor şu an.

Taziye evinde çok insan asker cenazelerinde şehit yakınlarının gösterdiği tepkilerden söz ediyordu. “Artık insanlar susmuyor” diyorlardı, “ama daha çoğu bağırsın. Çocuklarımız boşuna ölmesin.”

Recep’le Rıdvan’ın babaları, köyden hısım komşuları, bir dolu çocuk, gün batmaya yakın Kırımkaya Mezarlığı’na yürüyoruz birlikte. Yine kopmamış Recep ile Rıdvan. İkisi de çok seviyormuş ya, mezarlıkta otları dalgalandıran rüzgârla içimde arabesk-rap makamından bir şarkı çalıyor. İşten çıkmışlar, bir parktalar belki, rüzgâr böyle esiyor, ikisini birlikte müzik dinlerken düşünmek içimi acıtıyor. Recep’in askerde Rıdvan’ın söyleyip kaydettiği şarkıları dinleyişi, Rıdvan’ın dağdayken Recep’in askerde öldüğünü öğrenişi… Gün batarken şimdi baktıkları ova iyice kızıllaşıyor.